Tarihsel Mirasın Korunmasında Basın – Yayının Rolü!

Tarihsel Mirasın Korunmasında Basın – Yayının Rolü!

 

Anadolu için “Doğu ile Batı arasında köprüdür!” derler… Bu tanımlama Anadolu için yetersizdir. Kuzey’de Karadeniz’in, Güney’de Akdeniz’in kültürel bağlantılarının etkilerini içermez. Bu nedenle Anadolu bir “köprü” değil, dört yönde yaşayan bir “uygarlıklar kavşağıdır.”

Anadolu’da adı bilinen 42 uygarlık yaşamış, 3 bin antik kent saptanmıştır. Yazıdan önceki uygarlıkların adları bilinmediği için, örneğin Göbekli Tepe, Çatalhöyük, Hacılar gibi, yerleşimler bugünkü yerel adlarıyla söylenir.

Homeros’un ünlü Troia’sı gibi 20 bin “höyük”“eşek kulaklı” Kral Midas’ın Gordion’daki tümülüsü gibi 25 bin tümülüs, 20 bin kadar da çeşitli dönemlerden kalma anıtlar vardır.

Anadolu’da ilk imparatorluğu Hititler, Çorum Hattuşa’da kurdular. Ayrıca Roma, Doğu Roma (Bizans), Osmanlı başkentleri de Anadolu’da idi. Doğu’daki Pers ve Batı’daki İskender imparatorluklarına da ev sahipliği yaptı. Dünyada bu olgunun bir başka benzeri yoktur.

Dünyada birden fazla imparatorluğa başkentlik yapmış, başka bir kent görülmez!

***

Ünlü Nuh’un gemisi öyküsünün vatanı Anadolu’dur. Nuh, yakınları ve hayvanlarla, kıyamet sonrasında; kimilerine göre Ağrı Dağı’nda, kimilerine göre de Cudi Dağı’nda selamete çıktı. İkisi de Anadolu’dadır.

Irak Ur kentinde doğan Hazreti İbrahim (Avram –Abraham) Yahudiliği, Anadolu’da Urfa odaklı yaymıştı. Arkeolojik kazılarda Anadolu’da şimdiye değin 18 antik sinagog (havra) bulunmuştur.

“Hıristiyan” sözcüğü dünyada ilk kez Antakya’da,“Hristos (İsa’cı)anlamında İsa’nın müritleri için kullanılmıştı.

İlk kiliseyi, Antakya’da Aziz Petrus (St. Pier) bir kaya mağarasında açtı. İncil’in dört kitabından üçü de Anadolu’da yazıldı. Bunlardan Hazreti İsa’nın havarisi Yuhannes (St. Jean – St. John) Gaziantep Rumkale’de, Aziz Matta ve Aziz Lukas Antakya’da yazdılar.

Hazreti İsa’nin annesi Meryem, İzmir Efes’te öldüğünde orada gömüldü. Tarsuslu Aziz Pavlos (Paul) Hıristiyanlığı Avrupa’da yayan kişidir. Dünyada antik dönemde, Aziz Yuhannes adı geçen 7 kilise yapılmıştır. Yedisi de Anadolu’dadır. Kendisi de Selçuk’taki kiliseye gömülmüştü. Batı dünyasında “Noel Baba” olarak bilinen, çocukların sevgilisi Aziz Nikolaos Antalya doğumludur.

Dünyada İslamiyet’in en önemli camileri, örneğin Sivas Divriği, Bursa Yeşil, Edirne Selimiye, İstanbul Süleymaniye, Sultanahmet camileri Türkiye’dedir. Bu camiler öteki Müslüman ülkelerin camilerine örnek oldular.

***

Türkiye’de 18.500 köy var. Bu sayı mezralarla 35 bine çıkıyor. Eskiden “Her köyün bir delisi var!”denilirdi. Şimdi bu söylence,“Her köyün bir delisi, iki definecisi var!” olarak değişti…

“Kazma kürek” ile define aramanın yerini bilimsel araçlar aldı.“Metal detektörler” ile “yeraltı radarları” ve insansız hava aracı “drone’lar” da definecilerin hizmetine girdi…

Dolayısı ile her köyün iki definecisinin işi daha da kolaylaştı!

***

1970 Temmuz’unun ilk haftalarıydı.  Bir gün, Cumhuriyet gazetesi Ankara bürosunda telefonum çaldı. Arayan, kendisini Sunday Times gazetesinden Peter Hopkirk olarak tanıttıktan sonra, beni ziyaret etmek istediğini söyledi. Büroya geldi.

Hopkirk, “bir Türk arkeoloji muhabiri” ile işbirliği yapmak istiyordu. Ankara’daki İngiliz diplomatlara, “Hangi gazetenin arkeoloji muhabirinin en iyisi olduğunu” sormuştu.

Diplomatlar kendisine, “Türkiye gibi arkeolojisi olağanüstü zengin bir ülkede, hiçbir gazetede arkeoloji muhabiri olmadığını” söylediklerinde şaşırmıştı.

Hopkirk, bugün Türkiye’ye gelse, aradan yaklaşık 47 yıl geçtiği halde, aynı soruyu sorsa, yine aynı yanıtı alacaktır. Bugün dahi, bırakın “arkeolojik” bir haberi,“tarihsel, kültürel ve dinsel mirasın korunması”ile bağlantılı bir olayı, kültür bölümündeki ya da polis – adliye muhabirlerine “Şu haberle sen ilgilen!”diyorlar.

Arkeoloji başka, tarihsel, kültürel ve dinsel miras başka ve de genel kültür-sanat haberleri başka, polis – adliye haberleri başkadır değil mi?

Benim gibi bir “ekonomi, dış siyasa muhabirini” neden aradığını sorduğumda, Ankara’daki bir Amerikan gazetecinin, benim “Arkeolojiye merakım olduğunu, belki benim yardımımın dokunabileceğini!”söylediğini söyledi. İster istemez beni aramıştı!

Sonra bana geldi…

Hopkirk, “Türkiye bağlantılı bu olayla ilgili araştırma yapıyorum. Ankara’ya bu amaçla geldim.  Sizinle bir konuda işbirliği yapabilir miyim?” diye sordu ve ekledi: “Bu olay konusunda yapacağımız işbirliğinde bir sonuca ulaşırsak, siz kendi gazetenizde, ben de kendi gazetemde yayımlarız…”

Bu buluşmanın ve 16 yıllık araştırmam ve New York Federal Mahkemesi’nde süren 6 yıllık dava ile bağlantılı yazılarım sonucunda“Karun Hazinesi” 1993’de Türkiye’ye geldi.

***

Dünyanın en önemli imparatorluklarına, adı bilinen 42 uygarlığa ev sahipliği yapmış ülkemizde, gazetelerin, televizyonların bugün dahi arkeoloji muhabirleri yok!

Ne var? İstanbul’da İstinye parkında, Nişantaşı’nda, İzmir – Çeşme Alaçatı’da, Muğla Bodrum’da “baldır –bacaklı ya da dedikodu(!)” haberlerini izleyen, fotoğraflayan tonlarca “magazin muhabiri” var.

Bu nedenle gazetelerin sayfalarca günlük “magazin eklerinin” yanı sıra, hafta sonlarında ikişer “magazin ekleri” yok mu? Bunun dışında ana gazetelerin haber sayfalarında “define” haberleri dışında, bilimsel araştırmalarla bağlantılı “arkeolojik buluntular” haberleri var mı?

***

“Basın – Yayın dünyamız”, tarihsel, kültürel ve dinsel miras alanında olağanüstü zenginliğe sahip ülkemizde “arkeoloji dünyasına” her nedense “definecilik” gözlüğü ile bakıyor. Bu gözlükle bakış ise Türk kamuoyunu yanlış bilgilendiriyor, yönlendiriyor.

Dünya basınına göz attığımızda, örneğin Japonya’da, arkeolojik bir olaya ilişkin gelişmeler, ilk andan sonuna değin aşamalı olarak kamuoyuna duyuruluyor. Ayrıca kazıyla bağlantılı bilimsel sonuçlara da her zaman yer veriliyor.

Dünyada yalnız Türkiye’de her yıl “Uluslararası Arkeoloji Sempozyumu” düzenleniyor. Türk ve yabancı arkeologlar, Türkiye’de yaptıkları arkeolojik kazı ve yüzey araştırmalarının sonuçlarını açıklıyorlar. Beş günlük bu toplantılarda Türkiye’nin tarihsel, kültürel ve dinsel mirası ile bağlantılı olağanüstü haberler yağıyor. Ne var ki hiçbir basın – yayın kurumu, haber kaynayan bu toplantıları izlemiyor, kamuya yansıtmıyor!

Türkiye’de, polise ya da jandarmaya intikal etmiş haberler ise okura bilimsellikten uzak, yalan – yanlış, abartılı rakamlarla duyuruluyor.

Hiç unutmam! 3-4 yıl önce Balıkesir’de Bizans sikkelerini satmaya çalışan kaçakçıları polis yakalamıştı. Bir gazetemizde bu haber “Polis, İsa’dan Önce 8. yüzyıldan kalma Bizans altın sikkelerini satmaya çalışan kaçakçıları yakaladı!” sözleri ile yayımlandı.

Anlaşılan, ne bunu yazan muhabir, ne de haberi sayfaya koyan görevli, Bizans’ın “İsa’dan Önce”  var olmadığını bilmiyordu…

Bir başka Balıkesir haberi: “Balıkesir’in Bigadiç ilçesine bağlı Yörecekler Mahallesi’nde 40 deve yükü altın gömülü olduğu söylenen arazide 5 yıl önce aranan, ancak bulunmayınca sonlandırılan kazı çalışmaları, bu kez farklı kişilerce, yine resmi makamlardan alınan izinle tekrar başladı!”

Peki, “40 deve yükü altının gömülü olduğu” hangi belgeye dayalıydı? Kim uydurmuştu bu palavrayı?

Altı yıl öncesinden bir arkeoloji haberi! İzmir’in ünlü Agorasındaki bilimsel kazılara “uluslararası akademisyen ve öğrenci değişimi” programı çerçevesinde İtalyan ve Alman “akademisyen ve öğrenciler”gelmişti.

Haberde, yabancıların katılımı ile yapılan arkeoloji kazılarının ne olduğuna ilişkin tek satır yer almazken, katılımcı genç kız öğrenciler resimleri ile “Agora’nın Yeni Melekleri” başlığı ile magazin haberi olmuştu!

Basın – Yayınımızda defineciliği özendiren, bir başka yanlış haber türü de dikkati çekiyor… Polis ya da jandarmanın yakaladığı kaçakçılardan el konulan tarihsel yapıtların değerleri abartılıyor. Birkaç örnek…

Ankara Emniyet Müdürlüğü polisi “8 tane cam gözyaşı şişesini” ele geçirdiğinde haber basına“Kaçakçılara darbe” başlığı altında “8 tarihi eserin piyasa değerinin 1 milyon lira olduğu” sözleri ile yayımlandı!

İstanbul Kaçakçılık Şubesi bazı ahşap ve bakır tepsilere el koydu. Bazı gazeteler yakalanan eserlerin değerini 20 milyon lira, bazıları ise 15 milyon lira olarak duyurdu! Hangisi doğru? Hiçbiri!

Efes yakınlarında kaçak kazı yapanlardan, bir Afrodit heykelciği ile bazı cam nesneleri satın alan İzmirli 2 müteahhitteki bu yapıtlara polis el koydu. Müteahhitlerin, bunları “kat karşılığında!” satın aldıkları öne sürüldü.

Polis, İstanbul’da bir otelde 4 eski eser kaçakçısını gözaltına alırken, el konulan altın taç ve öteki nesnelere 1 milyon dolar istendiği bildirildi.

Sivas’ta, Yunan rüzgâr tanrısı Hermes’in heykel başını 1 milyon dolara satmaya çalışan 14 kişi gözaltına alındı.

Bilgisizce yayınlanan bir başka “abartılı yalan” haber türüne de rastlanıyor…

Örneğin Yunan mitolojisinin “çeyrek tanrısı” ve Troya savaşına katılan “Aşil’in kılıcını” satanlar yakalandı ya da bir köy evinde “Hazreti Süleyman’ın” mührü kaçakçılarda ortaya çıktı haberleri yayımlandı!

İnternet’e girip “Bursa Define Haritası, Balıkesir Define Haritası, Sivas Define Haritası” sözcüklerini ararken, yalnızca Türkiye’deki tüm illerin değil pek çok ilçenin define haritası da karşınıza çıkar… Ayrıca“antika, define, metal detektör” gibi sözcükleri de deneyebilirsiniz.

Türkiye’de yerli ve yabancı bazı siteler yasaklanırken, tarihsel, kültürel ve dinsel miras kaçakçılığını destekleyen bu tür siteler her geçen gün artıyor!

***

Günümüzde 41 üniversitede “arkeoloji fakültesi” ya da “arkeoloji bölümü” var. Her yıl en azından 10 kişi mezun oluyor. Bir başka deyimle her yıl en azından 410 arkeolog yaşama atılıyor.

Ne var ki Kültür ve Turizm Bakanlığı, birkaç yılda bir ancak 3 – 5 sözleşmeli arkeolog alıyor. Ancak 2015’te Maliye Bakanlığı 234 arkeolog ve sanat tarihçisinin alımını onayladı, 2017’de ise TBMM Bütçe Komisyonunda 2.000 arkeolog alımını ret etti.

İşsiz kalan bazı arkeologların emniyete girerek polis oldukları, tarihsel kaçakçılık alanında başarılı çalışmalar yaptıkları biliniyor. Keşke, İçişleri Bakanlığı bu mezunlarla “kültür polisi” bölümü kursa…

Basın ve yayın kurumları, arkeoloji mezunlarını da “muhabir” olarak çalıştırmaya başlasalar. Böylece kamuoyu daha iyi aydınlatılır ve bilinçlenme yaratılır.

Üniversitelerdeki “iletişim fakültelerinin” ders programlarına “Anadolu’nun tarihsel, miras olgusu dersi” konulmalıdır.

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türkiye genelinde basın yayın kurumunda her düzeyde çalışanları il ve ilçe müzelerinde, ören yerlerinde gezdirerek aydınlatmalıdır.

Basın – Yayın kurumlarında, Türkiye’de tarihsel, kültürel ve dinsel mirasının konusunda büyük sorunlar görülüyor. Ama her nedense bu konu hiç önemsenmiyor!

 

Özgen Acar

Yerlerinden Edilmiş Kültür Varlıkları İhtisas Komitesi Üyesi

You may also like...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir