Doğu Garajı’ndan Nekropol Müzesi’ne

Çoktandır bir otogar adı değildir Doğugarajı. Antalya için yeni bir şansın adıdır. Kentin merkezi yerinde bir nefes alma alanı, kente heyecan getirecek yepyeni bir rekreasyon şansı, tarihle bezenmiş bir yeni atmosferdir. Beton dikitler yığınağının orta yerinde tesadüfen bulunmuş anlam yüklü bir armağandırDoğugarajı artık bir minibüs garajı değil, Antalya Kalesi’ni çoğaltan tarih ve kültür durağının adıdır.

Belediye’nin 2008 yılında Festival Çarşısı’nı yıkarak iş merkezi yapmak amacıyla başladığı hafriyat sonucu tesadüfen ortaya çıkan nekropol, alanın kaderini değiştirmişti. Antalya Müzesi başkanlığında başlayan kurtarma kazılarının ilk 2 aylık kısmını da biz Arkeoloji Bölümü olarak gerçekleştirmiştik. Sonrasında Müze uzmanları uzun yıllar bu kazıyı yürüttü ve başarıyla tamamladı. 840’e yakın farklı mezar gün yüzüne çıkarıldı. Geçici bırakılan iş yolu kazıldığında 1000’e ulaşacağı da belli. Bu mezarlardan envai türlü yüzlerce buluntu ortaya çıkarıldı ve 155 adet müzelik eser Antalya Müzesi uzmanlarınca başarılı bir geçici sergilemeyle de halka tanıtıldı. Yüzlerce de etütlük eser bulunmuştu.

25543u07993s96jqqxrwz41919

Bu önemli bulguyla Antalya’nın tarihi değişmiş ve kente Attaleia adını veren Bergama Kralı II. Attalos’tan önceki yerleşimin varlığına ilişkin somut izler ortaya çıkmıştı. Artık Antalya’nın kuruluş tarihi MÖ 2. yy ortasında değil Erken Helenistik Dönem’le birlikte anılıyordu. Oda mezarlardan lahitlere, khamosorionlardan hypojelere kadar çok çeşitli mezarlarda her sınıftan insan kemikleri ve eşyalarıyla yansıyordu ve mezarlarda ele geçen bulgular hem tarihlemede ve kentin yayılım sınırlarını belirlemede yardımcı oluyor hem de dönemin sanatını ve özellikle de ölü gömme geleneklerini açıklıyorlardıHelenistik Dönem’den Bizans’a, MS. 4. yy’a kadar uzun bir tarih sürecinde hem ceset gömme hem de yakarak gömmeye ilişkin örnekler bulunuyordu. Seramik, cam, metal eserler, sikkeler, yazıtlar, süs eşyaları, kozmetik kapları, sporcu eşyaları, dinsel eşyalar ve daha pek çok buluntu 600 yıldan fazla kullanılmış bir nekropolden dönemlerinin yaşamını, mimarisini, inançlarını, sosyal ilişkilerini ve daha pek çok konuyu yansıtıyordu. Asıl önemlisi, Attaleia ve henüz adını bilmediğimiz önceki yerleşimin Kaleiçi’nden ibaret olmadığını ve kentin çok daha geniş bir alana yayıldığını anlatıyordu.

Böylesine bir şans her zaman gülmez bir kentin yüzüne. Tarihin ve arkeolojinin zaten yüzünü çok güldürdüğü Antalya’da bu kez kentin hiç de cazip olmayan bir mahallesine gün doğmuştu. Zamanın Belediye Başkanı Menderes Bey bu şansı fark etmişti ve zaten yasa gereği de bu alandaki inşaat çoktan durmuş ve kazıların tamamlanması beklenmişti ki, buna uygun proje yapılıp Koruma Kurulu’na sunulsun ve onay görürse de uygulansın. Sonraki Mustafa Bey döneminde ve şimdi yine Menderes Bey’in yeni döneminde de bu çalışmalar devam ettirildi.  Sunumuna katılamadığım ‘Doğu Garajı ve Çevresi Kentsel Tasarım Projesi’ bu çalışmaların finalidir. ‘Güneşin Doğudan Yükselmesinin’  nedeni kültür ve tarihse bu bağlamdan kopulmamalıdır.

Bu işler, özellikle kazılar nedeniyle -doğal olarak-  elbette uzun yıllar aldı. Son zamanlarda içinde pek bulunamadıysam da, farklı zamanlardaki pek çok toplantıda ben de hem arkeolog hem de müzeolog olarak vardım. Elimizden gelen katkıyı vererek projenin biçimlenmesinde yardımcı olmuştuk. Şimdi bu proje ile ilgili hayallerimin özetini burada sizinle paylaşmak istiyorum:

    1. Doğugarajı arazisinin, nekropol olarak ortaya çıkan güney yarısı tamamen müze olarak biçimlenmelidir.

    2. Arazinin kuzey yarısı, Nekropol Müzesi’nin işlevine koşut kültür merkezi olarak yeni kent meydanının işlev zincirini tamamlamalıdır.

    3. Şu anda sadece boş mezar çukurlarının varlığı etkileyici bir müze yapmaya yetmeyeceğinden müze kurgusunda zenginleşmeye gidilmelidir. En uygun konsept de “Ölüm Müzesi” başlığı altında “Tarih Boyunca Ölüm” olmalıdır. Kültür Bakanlığı’nın yeni Arkeoloji Müzesi projesiyle yarışmamak için ve zaten benzer amaçlı iki müzenin aynı kentte gereksizliği nedeniyle benzer bir içerikten uzak durulmalıdır.

     4. Muhteşem bir ölüm müzesi dünyada benzersiz bir ilgi yaratacaktır. Sadece Antalya’da bulunan binlerce yıllık ölü gömme geleneklerinin ve felsefesinin zenginliği; her dönemden yüzlerce çeşit mezar ve bulgularının bir arada sunulması çok enteresan bir müze olmasını sağlayacaktır. Nihayet insanlar iki konuyla çok ilgilidir: Ölüm ve din. Yeryüzündeki en muhteşem anıtların bu iki konudan kaynaklı olması boşuna değildir.

      5. Tarihin ilk gömme olayından bugüne bir mezar ve ölü kronolojisi yapmak, o günden bugüne ölüm felsefesindeki değişiklikleri işlemek, ölüye verilen armağanları, ölünün eşyalarını sergilemek, ölüye edilen duaları, kesilen kurbanları anlatmak; ölü törenlerinden örnekler sergilemek ve müzeden çıkarken ölü helvası yemek bile burada sayabileceğim hayallerimin sadece çok küçük bir kısmı olabilir. Kronolojik galeriler prehistorik masum bir mezar çukurundan başlayıp, aradaki binlerce yılda en görkemlisinden en ilgincine kadar çeşitliliği sergileyip ve en son bugünkü geleneklerimizin karşılığı olan masum bir toprak çukurda bir Fatiha ile bitecektir sanırım. Anadolu’nun binlerce yıllık kültürel zenginliği bu çarpıcı galeriyi bize sunacaktır.

      6. Bu müze, mesela Palermo Ölüler Müzesi ya da Bangkok veya New Orleans Ölü Müzesi gibi doğrudan ölünün kendisiyle ilgili olmaktan çok ölümün gelenekleri ve sanatı-kültürüyle, mimarisiyle, inançlarıyla, sosyolojisiyle ilgili olacaktır. Dünyanın en ortak konusu ölümdür. Biçimi farklı olsa da duyguları aynıdır: Müze tüm gezginlere mesaj verecek tüm ölümlüler etkilenecektir.

      7. Ölüm Müzesi, alanın zemininde ortaya çıkan Doğugarajı mezarlarının elden geçirilip uygun ışıklandırılmasıyla tamamlanmış olacaktır. Yukarıda yalnızca izlerini verdiğim ölüm müzesi tasarımı da asıl çarpıcı konsepti, başka yerde olmayan farklı bir müzeyi oluşturacaktır. Bu tür özgün bir müzeye ilgi duymayacak bir turistin/insanın/ölümlünün varlığını düşünemiyorum. Ziyaretçiler Antalya’nın benzersiz deneyimlerine bir yenisini daha ekleyerek kentten ayrılacaklardır. Kentin misafirlerini otellerinden mutlaka çıkaracak güçte önemli bir kent varlığı da sunulmuş olacaktır.

      8. Nekropol Müzesi ile Antalya kent merkezi müthiş bir fark yaratacak, kent yeni bir cazibe alanına kavuşacaktır. Çevresindeki hali hazır mahalledeki işyerleri de bu trafikten fazlasıyla nasbini alacaktır.

Bizim, Antalya’da yeni bir dükkânlar silsilesinden çok hali hazır dükkânlara müşteri dolduracak cazibelere ve bu özel kente yakışacak ve kendi ruhu içerisinde özelliğini arttıracak çağdaş oluşumlara ihtiyacımız vardır. Bu şansı da kentin bizatihi kendisi sunmuştur. Tarih bize kenti biçimlendirmemiz için özel bir işaret sunmuştur. Hiçbir yerde olmayan özgün bir müzeyle odaklanmış bir kültür merkezi Antalya gibi bir dünya kentine çok yakışacak ayrıca özel mimarisi ve peyzajıyla bir meydan daha kazanılmış olacaktır. Ayrıca bence, müze konsepti tartışılabilir amaDoğugarajı’nda müze ve kültür-sanat merkezi yapımının alternatifi tartışılmamalıdır.

Müzecilik Bilimi ışığında ve arkeoloji bilimi derinliğinde, iyi bir Antalyalı olarak ve özellikle de hayallerimle biçimlenmiş bir fikrimin özetini paylaşmak istedim: Sizler yine gider bu kenti ve bu ülkeyi hiç tanımayanlardan fikir transfer edersiniz ama olsun ben de burada ilgili bir yurttaş olarak şimdiden söylemiş olayım

Bu makaleyi, Doğugarajı için yapılacak olan referandumda oy kullanacak olan halkın ve de 100 milyonluk büyük bir projeyi gerçekleştirmek isteyen yöneticilerimizin belki işine yarayacağını düşündüğüm için ve de inandığım muhteşem Antalya’ya belki bir katkı olur umuduyla yazdım: Doğugarajı bir minibüs garajının değil, Antalya Kalesi’ni çoğaltan tarih ve kültür durağının adıdır artık.

Kaynak: My Gazete, 27./07/2016

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir