Genel Başkanımız TRT Radyo 1’de idi.

Genel Başkanımız TRT Radyo 1’de idi.

Genel Başkanımız Dr. Soner Ateşoğulları, 04.12.2015 tarihinde TRT Radyo 1’de 13.15-14.30 saatleri arasında Türkiye genelinde yayınlanan “Hayatın Sesi” programına konuk olup arkeologların sorunlarını dile getirdi.

Arkeolojiyi konuşalım istiyoruz. Arkeologlar Derneği’nin Türkiye’de uzun bir geçmişi var.

Evet. 40 yıla dayanan bir geçmişimiz var. Bu yıl 40. yılımızı kutlayacağız. 1975 yılında kurulmuş derneğimiz. 1980 ihtilalinde kapatılmış, fakat daha sonra 1992 de tekrar açıldı. Genel merkezimiz Ankara’da. Şubelerimiz var ayrıca İstanbul, İzmir, Bursa ve Hatay gibi. 1500’e yakın üyemiz var. Üyelerimizin büyük bir çoğunluğu Kültür ve Turizm Bakanlığı çalışanı. Ayrıca üniversite öğretim üyeleri ve serbest arkeologlardan da üyelerimiz var. Kendi çapımızda sürdürmeye çalışıyoruz dernek çalışmalarımızı.

Arkeologlar sadece kazı çalışmalarında görev alan kişiler midir? Nerelerde istihdam edilir?

Bizim esas işimiz bilimsel metotları kullanarak kazı yapmak. Geçmişi kazılar yoluyla ortaya çıkarmak, bunu yorumlamak ve yayınlamak. Yani sadece kazı işi ile uğraşmıyor arkeologlar. Kazıp onu en iyi şekilde yorumlamak ve yayınlamak için çalışıyoruz. Onun dışında arkeologlar tabii ki çok çeşitli yerlerde çalışıyorlar. Müzelerde çalışıyorlar, koruma kurullarında çalışıyorlar, KUDEP’lerde çalışıyorlar. Büyük bir çoğunluğu Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bünyesinde çalışıyor. Tabii ki üniversitelerin arkeoloji bölümlerinde çalışan meslektaşlarımız da var. Bu şöyle bir handikap doğuruyor bize. Şu anda binlerce arkeolog işsiz. Bunun sebebi de bizim çalışma alanımızın çok sınırlı olması. Şimdi şöyle düşünün, her yıl neredeyse 1000 tane arkeolog mezun oluyor. 40’a yakın bölüm var. Buralardan mezun olan arkeologlar da kazıya gidip staj yapıyorlar. Mezun olduklarında büyük bir beklenti içine giriyorlar işe girmek için. Fakat işte Türkiye’de çalışma alanları çok sınırlı olduğu için çoğu işsiz kalıyor, çoğu mutsuz oluyor. Bu konuda bizim derneğimize çok büyük baskı yapıyorlar.

Ama aslında Türkiye’de kazılacak hala çok fazla yer var.

Şöyle tabii ki bilimsel bir kazıyı şartlarını, koşullarını oluşturmadan yapamazsınız. Türkiye’de Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan izin almadan kazı yapamazsınız. Bugün Türkiye’de başka ülkelerle kıyasladığımızda çok da fazla kazı olmadığını görüyoruz. Toplamda 350’ye yakın kazı yapılıyor. Buralarda çalışacakların sayısı o kadar da çok değil. Bizim şunu yapmamız lazım. Bizde dernek olarak bu konularda çaba gösteriyoruz. Bu işin sadece Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın uhdesinde değil de, özel şirketler kurulabilir, arkeologlara özel sektörde iş bulunabilir. Ne bileyim arkeolog olarak müzelerde işe giremeyenler rehber olabilir. Onların önlerini açmalıyız. Ya bu kadar mezun verilmemesi, bazı bölümlerin kapatılması gerekiyor. Ya da bu kadar arkeolog mezun oluyorsa bunlara iş olanağı yaratmamız gerekiyor. Devletin burada büyük bir handikabı var. Bu bir sorun yani. Arkeologlar derneği olarak da bize çok baskı yapılıyor bu konuda.

9S5A3026 copy

Peki, siz arkeologlar olarak sadece yurtiçinde mi çalışabiliyorsunuz? Uluslararası kazılara da katılamıyor musunuz?

Biz Türk arkeologları olarak genelde yurtdışında pek kazı yapmıyoruz. Bir ara Orta Asya’da, Türkî Cumhuriyetlerde Türk kazılar vardı.

Yabancı arkeologlar bizim ülkemizde kazı yapıyorlar ama.

Onlar geliyor bizim ülkemizde kazı yapabiliyorlar. Tabii ki bilimsel metotlar kullanarak ve bütün prosedürlere uyarak.

Karşılıklılık ilkesi yok mu peki?

Mutfak bizde, malzeme bizde onlar geliyor bize. Yani biz çok nadir gidiyoruz yurtdışına. Çünkü biz öyle bir coğrafyada yaşıyoruz ki o kadar zengin bir arkeolojik mirasımız var ki onlar bize geliyorlar. Orta Doğu ülkeleri genellikle böyle zengin. Türkiye bu konuda çok zengin. Yabancılar işte onlar Avrupa’dan, Amerika’dan, gelip Kültür Bakanlığı’ndan izin alarak ülkemizde kazı yapıyorlar. Biz Türk arkeologları olarak o ekiplerle de birlikte çalışıyoruz.

O zaman sohbetin tekrar başına dönersek Türkiye’de kazılacak çok yer var demiştim. Aslında alan çok geniş ortaya çıkarılması, gün ışığına çıkarılması gereken çok fazla hazine var. Fakat mesele sanıyorum Kültür Bakanlığı bünyesinde buna zaman ve zeminin çok az olması.

Şöyle; Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesine baktığınızda en sonlarda. Yani bugün bir Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bütçesi ile kıyasladığınızda arada çok büyük uçurumlar olduğunu göreceksiniz. Bir kere Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bütçesi kesinlikle arttırılmalı. Kültür ve Turizm ayrılmalı. Kültüre çok daha fazla eğilmeli Türkiye Cumhuriyeti.

Birisi Başkanlık birisi Bakanlık olmasına rağmen arada bu kadar fark var diyorsunuz.

Kültür Bakanlığı ayrı bir Bakanlık olmalı. Burası desteklenmeli, özellikle arkeologlar çok önemli. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın en büyük kalemlerinden biri arkeolojik kazılardır, müzelerdir. Bunları desteklemek için arkeolog alımı yapılmalı. Biz şu anda yetersiz kadrolarla özveri ile bu işi götürmeye çalışıyoruz. Her yeri kazamayız, gelecek kuşaklara da bırakmak zorundayız. Arkeolojik kalıntılar öyle “hadi kazalım” mantığı ile değil de bilimsel metotlarla, çok hassas yapılan işlerdir. Yani bugün Göbeklitepe gibi bir yer 12.000 yıl önceye dayanıyorsa ve biz bunu hadi kazalım gibi değil de orayı çok anlayarak, yorumlayarak kazmak zorundayız. O yüzden biz “hadi hepsini kazalım” mantığında değiliz. Kazalım ama bilimsel metotları kullanarak kazalım, elemanlarımız yetkin olsun, çok olsun, bir ordu gibi olsun, savaşalım. Bu savaşı da kaçak kazılarla verelim. Kültür varlıklarına en iyi sahip çıkacak arkeologlardır! Onları desteklememiz gerekiyor. Bakanlığın kadrolarını geliştirmemiz gerekiyor. Ama sadece Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın kadroları ile olmaz. Başka açılımlar da yapmamız gerekiyor. Yani her yıl Kültür ve Turizm Bakanlığı 1000 tane arkeolog alamaz! O zaman başka açılımlar da gerekiyor.

9S5A2985 copy

Aslında tabii korsan kazıcılık işi de var değil mi?

Tabii onlar bizim en büyük belalılarımız. Şimdi şöyle düşünün; insanlık tarihi puzzle gibi. Bir puzzle var elimizde, bu puzzle’ın parçalarını birleştiriyoruz biz. O puzzle’ın her kaybolan parçası, o ana parçadan gidiyor. O zaman o puzzle’ı birleştirmeye kalkıştığımız zaman, eksikler bizim için çok büyük handikap oluyor. İşte kaçak kazılar bunu yapıyor. Hep tahrip ediyor hem de geriye bir kalıntı bırakmıyor. Biz onları yorumlayarak ana tabloyu tamamlayamıyoruz. O yüzden kaçak kazıların mutlaka önlenmesi lazım Türkiye’de. Bunun yolu da toplumsal bilinçten geçiyor. İşte burada Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Arkeologlar Derneği’ne çok iş düşüyor. Biz halkımızı bilinçlendirmek zorundayız. Bir kere Türkiye’de şöyle bir durum var; halkımız arkeolojinin ne olduğunu bilmiyor! Maalesef bunu yeterince anlatamamışız. Cumhuriyetin ilk yıllarında Atatürk özellikle arkeolojiye çok önem vermiş, halkın eğitilmesi için, yeni hocalar yetişmesi için yurtdışına Almanya’ya öğrenciler göndermiş. Bir atılım olmuş. Arkeoloji o zaman çok revaçtaymış. Fakat o soluk günümüze kadar gelemedi maalesef. Yani biz halkımıza arkeolojinin köşe dönme aracı olmadığını, zenginleşme alanı olmadığını, Anadolu’nun, insanlığın geçmişinin araştırıldığı bir laboratuvar olduğunu anlatamamışız. Bunun tez elden yapılması lazım. Burada size çok iş düşüyor, basın-yayın organları olarak. Tabii ki Kültür ve Turizm Bakanlığı’na. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 10. maddesi gereği bütün bu işleri Kültür ve Turizm Bakanlığı yapmak zorunda. Fakat söylediğim gibi yani Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bütçesi, olanakları geliştirilmeli. İşte arkeologlar olarak bize imkânlar verilirse biz bunun üstesinden geliriz. Yeter ki arkeologlara fırsat verelim. Çünkü arkeologlar dünyanın en korumacı insanlarıdır, özverili insanlardır, mesleği için yaşarlar. Bize yol açsınlar. Devlet bize yol açsın. Genç birçok meslektaşımız var. Bunların hepsi çakı gibi ama iş olanakları sınırlı.

Peki, dünyanın başka ülkelerindeki arkeologlar, onlar nerelerde, kendilerine nasıl alan bulabiliyorlar?

Şimdi şöyle dünyada biz sanıyoruz ki sadece Türkiye’de kazılar yapılıyor. Orta Doğu’da kazılar yapılıyor. Aslında öyle değil. Dünyanın her tarafında şu anda birçok kazı yapılıyor. İskandinav ülkelerinde, Amerika’da, Papua Yeni Gine de bile kazılar yapılıyor. Oraların da kendine göre kültürel kalıntıları var. Fakat biz daha zenginiz. Özellikle Mısır, Suriye ve Irak. O yüzden buraya geliyorlar kazı yapmak için. Bir de insanlığın, medeniyetin şekillendiği topraklar Anadolu’nun güneydoğusu, Irak, Suriye ve Mezopotamya…

Bunu şunun için sordum. Meslek örgütlerinin sorunları dünyanın her yerinde üç aşağı beş yukarı aynıdır. Siz uluslararası bir meslek örgütlenmesi içinde meselelerinize çözüm bulmak adına bir destek, yardımlaşma fırsatınız yok mu?

Avrupa Arkeologlar Birliği (The European Association of Archaeologists) var. Biz oraya bile üye değiliz. Çünkü onların aidatları var. Biz onları bile ödeyecek durumda değiliz. Yani bizim derneğimiz aidatlarla ayakta kalmaya çalışan bir dernek. Öyle bir sponsorumuz yok. Veya başka bir gelirimiz yok. Devletten de para almak ne derece doğru? Biz kendi yağımızda kavruluyoruz. Tabii ki bu iyi bir durum değil. Bunu geliştirebiliriz, ticari şeylere girebiliriz. Ne bileyim açılımlar yapabiliriz bu konuda. O zaman Avrupa Arkeologlar Birliği’ne üye olabiliriz, onların aidatlarını öderiz, onların yaptığı toplantılara katılabiliriz. Geçen yıl İstanbul’da yapıldı Avrupa Arkeologlar Birliği’nin 20. Kongresi. O toplantıya katıldık. Çok doyurucu konuşmalar oldu. Arkeologlar Derneği olarak orada katılımcılar arasında yer aldık. Haberler yaptık, web sayfamızda duyurduk. Yani bu entegrasyonu yapmamız lazım. Çünkü Avrupa’daki arkeologlar çok daha farklı sorunları düşünüyor, tartışıyor, biz burada 40 yıllık bir derneğiz daha halen kendi ayaklarımızın üzerinde duramıyoruz.

Mesela İstanbul Arkeoloji Müzesi dünyada çok özellikli olan, muhteşem eserleri olan bir müze. Ben oraya gittiğimde çok üzülmüştüm. Ziyaretçisi hiç yoktu.

Osman Hamdi Bey’in kurduğu Türkiye’nin ilk müzesi. Şimdi çok üzülmenize gerek yok. Bir yıl iki yıl sonra çok sevineceksiniz. Şu anda TÜRSAB’ın da katkılarıyla çağdaş müzecilik anlayışına göre yenileniyor. 2 yıl içinde çok sevineceğiniz gelişmeler olacak. Onun ötesinde Kültür ve Turizm Bakanlığı birçok yeni müze yapıyor, eski müzeleri yeniliyor. Bunlar çok sevindirici gelişmeler. Biz Arkeologlar Derneği olarak bunlardan çok memnunuz. Hatta bu müzelerin tanıtımı için elimizden geleni yapmaya hazırız. En büyük müzeyi yapıyorsunuz ama onu tanıtamazsanız olmaz. Müzecilik konusunda 63. Hükümet ve bu Hükümetin de devam ettireceğine inanıyoruz, büyük atılımlar var.

Önemli çalışmalar var yani.

Evet.

Orada mesela çok sayıda mermer lahit vardı. Ama o lahitlerin en önemli, belki içinde gümüş olan altın olan oklar bölümü yoktu. Çalınmış olduğunu söylemişlerdi. İşte onlar geçmişin mezar kazıcıları ya da define arayıcıları tarafından tahrip edilmiştir.

Osman Hamdi Beyin Sidon’dan getirdiği lahitler onlar. Olayı ben size şöyle anlatayım; Osman Hamdi Bey gidiyor oraya müdahale etmek için. Lübnan’da Sidon denilen Helenistik döneme ait bir mezarlık alanı orası. Orada bir takım kaçak kazılar oluyor. Bunun üzerine Osman Hamdi Bey gidip müdahale ediyor. O günün çok zor koşullarında o lahitleri oradan çıkarıyor ve donanmaya ait gemilerle İstanbul’a getiriyor. Yani bir kurtarma kazısı yapılmış o zaman. Onların o günkü koşullarda, o duyarlılıkla İstanbul’a getirilmesi ve onlar için bir müze kurulması devrim gibi bir şey! Biz bu gün daha büyük tahribatlarla karşı karşıyayız. Gazetelerde görüyorsunuz, kepçe ile höyük kazıyorlar. Bizim bunları nasıl önleriz diye üzerine gitmemiz lazım. Bunun için de Kültür ve Turizm Bakanlığı ile her türlü işbirliğine açığız. Biz Arkeologlar Derneği olarak her türlü desteği vermeye hazırız. Söylediğim gibi puzzle’ın parçaları her gün kayboluyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı veya Türkiye Cumhuriyeti bu kaçak kazıları önlemek için acilen bu cezaları arttırmalı. Zaten şu anda bizim derneğimizin bir çalışması var. Mecliste bir kanun teklifi verdirmek için uğraşıyoruz. Bu yasalardaki cezaların arttırılması gerekiyor. Çünkü 2 yıl cezası var. Adam kaçak kazı yapıyor, tahribat yapıyor ertesi gün elini kolunu sallayıp çıkabiliyor. Bunların arttırılması lazım. Tabii ki en başta eğitim gerekiyor. Biz halkımızı arkeolojik değerlerin korunması gerektiğine inandırmamız gerekiyor. Cezalarla da bu iş olmaz. Burada büyük handikabımız var maalesef.

Bilinçli bir tavır içinde, böylesi bir eğitim çalışması belki yapılması gerekiyor. Arkeologlar olarak da yeni iş alanları çok önemli.

Bizim en büyük sorunlarımızdan biri bu maalesef. Şu anda on binlerce arkeolog işsiz. Söylediğim gibi çok büyük bir özveri ile bu işe giriyorlar. Hani bir de bizim mesleğimiz 4 yıl okul okuyorsun ertesi gün bitmiyor yani. Mastır yapan, doktora yapan arkadaşlarımız var. Onlar bile işsiz. Bir de 4 yıl hiçbir karşılık beklemeden, özveri ile kazılara gidiyorsun. Ee böyle bir şeye girince insanlar mesleğini yapmak istiyor tabii. Ama bunun karşılığı işsizlik olunca, büyük bir umutsuzluk, mutsuzluk oluyor. Biz dernek olarak onlara çok yardımcı olmak istiyoruz. Yeni atanan Sayın Bakanımız Mahir Ünal’dan randevu talep ettim. Bu konulara kendisinin dikkatini çekeceğiz. İnşallah bir açılım yapar bu konuda. Arkeologlar çok dertli bu işsizlik konusunda.

Yıllarını, ömrünü bu işe adayan Halet Çambel’i Kadirli’de kazı sırasında izleme şansını bulanlardanım ben. O açık hava müzesinin ortaya çıkmasında çok emeği var. Gerçekten Türkiye, bu anlamda çok şanslı bir coğrafyada.

Kendisi benim de arkeolojiye girmeme sebeptir. Benin dedem Kadirli’lidir. Ben arkeolojiye girmeden lisedeyken Halet Çambel’i bana anlatıyordu. Belki ben de onun etkisi ile arkeolojiye girdim.

9S5A3004 copy

Umarız o ihtiyaç duyulan arkeologların her biri, ihtiyaç duyulan alanlarda çalışma fırsatı bulabilirler.

Bu konuda değişik bir açılım yapmak zorundayız. Çok tıkanmış durumda bu işler. Sadece Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın kadroları ile olacak bir iş değil bu. Özel sektörde, diğer firmalarda arkeologlara iş olanağı yaratmamız lazım. Ya da her yıl en azında 500 kişi alalım. Sözleşmeli de olsa. Onları nefer gibi kullanalım arkeolojik değerlerin korunması için. Müzelerde değerlendirebiliriz, kazılarda değerlendirebiliriz. Yabancı kazılara Türk arkeolog çalıştırmayı zorunlu tutabiliriz. Yani bu insanlar mesleğini yapmak, dört elle sarılmak istiyor. Fakat kadro meselesi işte… Yani ben anlamıyorum 30 bin 40 bin öğretmen alınıyor, neden bin iki bin arkeolog alınmıyor. Biz de eğitim veriyoruz. Biz de eğitimciyiz. Müzelerde olsun, kazılarda olsun. Arkeologlar da halkı eğitebilir kültürel varlıklarımızın korunması için. Biz de bu toplumun medeniyetinin gelişmesi için katkılar yapabiliriz. Yeter ki fırsat verilsin.

Umarız efendim o istediğiniz fırsat çok yakında yeni düzenlemelerle ortaya çıkar. Çok teşekkür ediyoruz.

Umutluyuz. Ben teşekkür ediyorum. Bize bu fırsatı verdiğiniz için.

Programın ses kaydını aşağıdaki linkten dinleyebilirsiniz.

TRT RADYO 1 HAYATIN SESİ PROGRAMI

 

You may also like...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir